.YENİDOĞAN     DEVRESİNDE   SAĞLIKLI  BEBEĞİN  YETERİNCE  ANNE   SÜTÜ  ALDIĞININ GÖSTERGELERİ:

1-Her   öğünde  tek memeye tutularak  24 saatte  8-12  kez  besleniyorsa ,.

2-Bir     memeyi boşalttığı (dakika sınırlaması  yok)    memenin yumuşamasıyla        hissedilebiliyorsa.,

3-Aralıklı , ritmik emme hareketleri   ve işitilebilir  yutkunmalar  mevcutsa,

4-İlk  iki  gün  ikişer  ıslak  bez  çıkarıyorsa,

5-Eğer   varsa  turuncu-pembe   ürat  kristalleri üçüncü  gün  kayboluyorsa,

6-Üçüncü  günden  sonra      24 saatte  4-6   ıslak  hazır  bez ,6-8  kumaş  bez çıkarıyorsa,

7-Yirmidört  saatte   minimum  3-4  dışkılama   yapıyorsa(dışkı   avuç  ortası  kadar  yada daha  fazla),

8-Üçüncü  günden  sonra 4(fazla  miktar)veya  10  (az miktar)altın  renginde  sulu ,hafif  ekşi  kokulu anne  sütü  kakası çıkarıyorsa,

9-Meme  başı  bebeğin  ağzından çıktığı  zaman yassılmış,ucu  sivrilmiş,kırışmış,iki  yanı  boyunca  kenar  oluşmuş,hiç değilse   normal  şekli  bozulmuş  olarak görülüyor  ve   bebek  iyi  gelişiyorsa,

10-Bebek memeyi  kendi  bıraktıktan  sonra    en  az     iki  saat  uyuyorsa   ,anne  sütüyle  beslenme  başarılı  demektir.

İYİ  ANNE  SÜTÜ   ALAMADIĞIĞINDAN KUŞKULANACAK    BELİRTİLER  İSE;

1-Üçüncü  gün 24  saatte  6ıslak  bezden     az  çıkmışsa,

2-Üçüncü  günden  sonra  hala  siyah ,  koyu  yeşil ,kahverengi    dışkı   çıkarıyorsa(anne     bağırsak       hareketlerini   yavaşlatacak   bir   ilaç  kullanmışsa),

3-Dördüncü  günden  sonra 4  hafta  boyunca  3-4  defadan  daha   az   sarı  dışkılıyorsa,

4-Çocuk  24  saatte   8 kezden az  sayıda   emme  isteği  gösteriyorsa,

5-Bebek   sanki  devamlı  emiyor,her  zaman aç,  her  zaman  meme  arıyorsa,

6-Bebek  nadiren  ağlıyor,devamlı  uyuyorsa(4-6 saatten  fazla),

7-Süt   geliyor ancak  bebeğin sesli    ritmik    yutmaları  duyulmuyorsa,yalnız  çenesini  oynatıyorsa,

8-Beşinci  günde   bile   sütün  geldiğini anne   gerçekten  hissetmiyorsa,

9-Meme  başları  örselenmişse,her  emzirişte aşırı  ağrı  duyuluyorsa,

10-Belirgin  ergorjman  varsa(memeler  emdirdikten  sonra  da  sertliğini  koruyorsa),

11-Ortalama  günlük  kilo  alımı   15-30  gramdan   düşükse,

12-Onuncu  günde  doğum  kilosunu  geri  kazanamadıysa ,anne  sütü  yeterli   değil veya  bebek  yeterince   ememiyor  demektit.

Dr.AHMET BAHÇECİOĞLU 

ÇOCUK  SAĞLIĞI  VE HASTALIKLARI  UZMANI

1-Bahar  mevsimi   ve  rüzgarlı havalarda  dışarı  çıkarmamak  gerekir.

2-Kışın   kirli  havadan  korumak.

3-Çok  soğuk  havalarda  dışarı  çıkarmamak.

4-Odasında  açan  çiçek  bulundurmamak  gerekir.

5-Ev  tozları  tehlikeli  olabilir.

6-Kesinlikle  sigara  dumanından  korunmalıdır.

7-Keskin  kokular  olumsuz  etki  yapabilir.

8-Battaniyeleri  nevresim  içinde  olmalıdır.

9-Aspirin  kullanılmamalıdır.

10-Katkı  maddeli  yiyecekler yasaklanmalıdır.     (et  suyu , tavuk suyu  tabletleri  ,hazır pakette  çorba,krem  peynir  v.b).

11-Hasta  insanlardan  uzak  tutulmalıdır.

12-Yün   giyecekler  fazla  kullanılmamalıdır.

13-Evde  kedi , köpek , kuş  bulundurmamalıdır.

14-Oda  sık   ama  öğleden  sonra  havalandırılmalıdır.

15-Yastık  kılıfı , çarşaf   hergün  değiştirilmeli  ve  sık  yıkanmalıdır.

16-Yastık yorgan  elyaftan  olmalıdır.

17-Yattığı  odada  ve oturma  odasında  çok  toz  tutan  halı,  kilim v.b   olmamalıdır.

18-Tüylü  oyuncaklar  yasaklanmalıdır.

19-Her  sonbahar “ grip  aşısı “ olmalıdır.

2/22/2016

Kabızlık   sert  ve aralıklı  kaka  yapmaya  verilen  isimdir.Genellikle beslenme  alışkanlıklarına  bağlıdır.Anne sütü  alan    yeni  doğan  ve   ilk   4-5  ay  bebekleri  4-5  günde  bir   kaka  yapabilirler.Sert  kaka  yapmadıkça  bu  kabızlık  değildir.

Kabızlık   durumunda  özellikle  şu  yiyecekleri  mümkünse  vermemeliyiz    çünkü     kabızlığı       arttırırlar.

1-Süt      2-Muhallebi   3-Elma    4-Muz     5-  Şeftali            6- Gazoz    7-  Çay   8-Pirinç   Suyu   -Pirinç  Lapası-Patetes—Hububat  Unları ve  Nişastaları  9-  Pilav      – Makarna-   Hamur   işleri—Pelte  ve  Jöleler.

Kabız    olan  çocuğa  sabah  aç  iken  1-2 çay  veya  tatlı  kaşığı  kayısı -  erik  marmelatı  yedirilip       sonra  su içirilince çok  faydası  olur.Yine   sabah    kahvaltısında  alışma  durumuna   göre;

1-Kayısı  -erik   marmelatı  ilave   edilir.

2-Kayısı  erik  meyve  olarak   olgunlarından  yedirilir.

3-Günlük  yemeklerinde  sebze  yemeklerine  ve  çorbalarına  ağırlık  verilir.

4-Nohut  -fasulye  gibi  tahıl  ürünleri   yemekleri  yumuşak  tutar.

5-Kepekli  ekmek

6-Yemeklerin  yanında  kayısı  hoşafı

7-Yemeklerde  yeterince  yağ  bulunması da    kabızlığın  önlenmesinde  yardımcı  olur.

Bu  tedbirlerle  kabızlık  düzelmezse    bebeğin  muayenesi  yapılır,gerekli  ilaçlar ilave  edilir.

*AYRAN

*YOĞURT

*YOĞURTLU ÇORBA

*HAŞLANMIŞ  PATETES

*PİRİNÇ  LAPASI  VE  SUYU

*BOL  SU

*ÇAY   -LİMONATA

*NANE- LİMON KARIŞIMI –IHLAMUR

*YARI  SULANDIRILMIŞ   YAĞSIZ  SÜT

*ELMA-   MUZ-  ŞEFTALİ

*YAĞSIZ  PEYNİR- KATI  YUMURTA

*YAĞSIZ  ÇORBA-YAĞSIZ  HAŞLAMA  ET

*TAVUK  ETİ-EKMEK  İÇİ

*PİRİNÇ  UNUNDAN  YAPILMIŞ SÜTLÜ  VEYA SULU  MUHALLEBİ

NOT: Sulu   yiyecekler  başta  olmak  üzere zorlamadan  az  az  ve   sık  aralıklarla  verilmelidir.Çok  sulu   ishallerde  ise  şeker  tuz  paketinden  su  hazırlanarak  bu yiyeceklerin  arasında az  az  olmak  üzere  verilmelidir.

  19-02-2016

 

Astım, yaşam kalitesini bozan, yaşamı tehdit eden, görülme sıklığı giderek artan, ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Astımın gelişmesini sağlayan risk faktörlerinin başında genetik faktörler gelmektedir. Ayrıca alerjenler, enfeksiyonlar, sigara dumanı, hava kirliliği, beslenme gibi çevresel faktörlerin de katkısı büyüktür. Bu durumda astımı önlemenin yolu; atopik duyarlılığın gelişmesini önlemekten, akciğerde inflamasyonu engellemekten ve çevresel faktörleri kontrol altında tutmaktan geçmektedir.

Birincil önleme

Ø Gıda alerjilerinden sakınma

Erken yaşlarda inek sütü başta olmak üzere gıda alerjisi saptanan çocukların atopik dermatit ve astım gelişmesine yatkın oldukları bilinmektedir. Küçük yaşlarda görülen gıda alerjisinin sonraki yıllarda astıma doğru ilerlemesi atopik yürüme olarak bilinir. Atopik yürümeyi durdurmak için gıda alerjilerini önlemeye çalışmak bir çözüm yolu olabilir.

v İlk altı ay sadece anne sütü ile beslenme, hem bebeğin inek sütü ile geç karşılaşmasını sağlamakta hem de anneden geçen koruyucu maddeler bebeğin alerjik duyarlanmasını önlemekte, dolayısıyla alerjik yürümenin de önüne geçilebilmektedir.

v Emziren anneler inek sütü, yumurta, fıstık, fındık, balık ve soya gibi alerjik yiyeceklerden uzak dururlarsa bebeklerinde atopik dermatit görülme sıklığında azalma olmaktadır.

v Katı gıdalara geç başlama inek sütü alerjisi ve atopik dermatit için koruyucu olabilmektedir.

v Hamilelikten itibaren ev tozu akarlarından korunabilinirse astım gelişiminde azalma olduğu belirtilmektedir.(Toz tutan eşyalar en aza indirilmeli, yastık ve yorgan elyaftan yapılmalı, yastık kılıfı ve çarşaflar 60 derecede yıkanmalıdır. )

İkincil Önleme

Ø Hava kirliliğinden sakınma

v Ev içi hava kirliliği; İlk akla gelen sigara dumanıdır ve astım açısından tüm yaş gruplarını olumsuz etkilemektedir. Annenin doğum öncesi veya sonrası sigara içmesi erken astım gelişimi için risk faktörüdür. Bu nedenle hamilelikten itibaren evde asla sigara içilmemelidir.

v Evlerde kullanılan ısınma araçları ve ocaklar da ev içi kirlenmeye katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle evler iyi havalandırılmalıdır.

v Ev dışı hava kirliliğinin fazla olduğu zamanlarda, havadaki nem oranı azaldığında ve soğuk havalarda ev dışı aktiviteler kısıtlanmalıdır.

Ø Gıda alerjileri, daha çok küçük çocuklarda astım ataklarına neden olmaktadır. Gıda katkı maddelerinden sülfitler en önemlisidir. Sülfitler başlıca cips ve kurutulmuş meyvelerde bulunmaktadır. Ayrıca tartarazin, monosodyum glutamat ve benzoatta astımla ilişkili bulunmuştur.

Ø Her yıl rutin influenza aşısı da önerilmektedir.

Ø Astımlı şişman çocukların kilo vermesi, astım bulgularının ortaya çıkmasını önlemektedir.

Not;Total IgE nin alerji tanısında yeri yoktur.

Kaynaklar:

1-Can Demet, Çocukluk çağı astımı.2010

2-Çelikel Serhat, Alerji hastalıklarında yeni ufuklar.2010

.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe (dürtüsellik ) belirtileri ile giden bir psikiyatrik bozukluktur. Bir çocukta, gençte veya erişkinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu var denebilmesi için bu belirtilerin yedi yaşından önceden beri bulunması, normal bir kişide olandan çok daha şiddetli düzeyde görülmesi gereklidir. Yani aşırı hareketlilik, dikkat dağınıklığı ve isteklerini erteleyememe belirtileri kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olmalıdır. Örneğin, 5 yaşındaki bir çocuğun erişkinlerden daha hareketli olması ve dikkatinin çok daha çabuk dağılması normaldir. Ancak bu hareketlilik ve dikkat dağınıklığı yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında çok fazlaysa, oyun oynamasına ve yaşıtlarıyla sağlıklı ilişki kurmasına engel oluyorsa Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğundan söz edilir. Konuya biraz daha açıklık getirelim. Çocuğuna karşı ilgili, onu çok seven bir anne çocuğuna her gün bağırıp azarlamak zorunda kalıyor hatta çocuğunu itip kakmak dövmek zorunda kalıyorsa, çocuğun hareketliliği veya söz dinlememesi nedeniyle yakınlarının evine gidemiyor, eve misafir kabul etmekte zorlanıyorsa, markette, pazarda çocuğu ile olmaktan yoruluyorsa bu durum geçiştirilmemeli, mutlaka araştırılmalıdır.

Aşırı hareketlilik belirtileri:

v Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

v Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.

v Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.

v Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.

v Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.

v Çoğu zaman çok konuşur.

Dürtüsellik belirtileri:

v Çoğu zaman sorulan soruları soru tamamlanmadan cevabını yapıştırır.

v Sırasını bekleme güçlüğü vardır.

v Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.

Dikkat Eksikliği belirtileri:

v Dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.

v Üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.

v Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.

v Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevleri, ufak tefek işleri ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz.

v Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.

v Çoğu zaman sürekli mental (beyinsel ) çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.

v Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder ( örneğin oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar veya araç-gereçler )

v Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.

v Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır.

Bir kişide DEHB var diyebilmek için bu belirtilerin yedi yaşından önce başlamış olması ve en az altı ay süreyle devam ediyor olması gereklidir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu okul çağı çocuklarında ortalama % 5-10 sıklıkta görülen bir bozukluktur. Yani her 10 veya 20 çocuktan birisinde DEHB görülmektedir.

Eğer sizler çocuğunuzda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu veya davranış sorunları olduğu konusunda şüphe içindeyseniz, ‘acaba yakında kendiliğinden geçer mi?’diyerek kendinizi oyalamayın. Aşağıdaki maddelerden her hangi birisi sizin çocuğunuzda varsa hemen bir çocuk psikiyatristine başvuruda bulunun.

ü Çocuğunuz yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında çok daha fazla oranda hareketlilik, dikkatsizlik ve dürtüsellik ( isteklerini erteleyememe ) belirtileri gösterdiğini gözlemliyorsanız.

ü Diğer anne-babalar size çocuğunuzun kendi kendisini kontrol etmesinin çok eksik olduğunu, aşırı hareketli ve dikkatsiz olduğunu söylüyorlarsa.

ü Siz diğer anne-babalara oranla çocuğunuzu kontrol etmek veya ona zarar gelmesini önlemek için çok daha fazla çaba gösteriyorsanız.

ü Çocuğunuzun aşırı hareketli, saldırgan davranışları nedeniyle veya duygu ve isteklerini kontrol edememesinden dolayı diğer çocuklar sizin çocuğunuzla oynamaktan kaçınıyorsa.

ü Kreşte veya okulda öğretmenler veya rehberlik birimi çocuğunuzun belirgin dikkati toplama güçlüğü ya da aşırı hareketliliği bulunduğunu belirtiyorsa.

ü Siz anne-baba olarak çocuğunuzu kontrol etmede ve davranış sorunlarıyla başa çıkmada çok zorluk çektiğinizi, bazen kontrolünüzü kaybedip çocuğa fiziksel şiddet uygulamaya kalkıştığınızı veya hatta dövdüğünüzü, bu sorunlar nedeniyle kendi ruhsal durumunuzun neredeyse bozulmak üzere olduğunu düşünüyorsanız.

Kaynakça:

Aydın Cahide, Ercan Eyüp Sabri, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,2009.

 

Otizm, doğuştan gelen, beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından ya da işleyişinden kaynaklandığı kabul edilen karmaşık, nörolojik kaynaklı bir bozukluktur. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek kişinin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkilemektedir.

Otizmin nedenleri nelerdir?

Otizmde genetik etkenlerin rolünün olduğu gösterilmişse de, bozukluğun özgül kalıtım şekli henüz aydınlatılamamıştır. Genetik faktörlerin çevresel koşullarla ( yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, mikrobik hastalıklar ) tetiklenebileceği düşünülmektedir. Bugünkü anlayışa göre otizm, merkezi sinir sistemini etkileyen bir veya birden fazla etken tarafından oluşturulan biyolojik bir bozukluktur.

Otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle veya ailenin sosyal ve ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur, otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Otizm günümüzde en sık rastlanan gelişimsel bozukluklardan biridir.

Ne zaman otizmden şüphelenmeliyiz?

Dış görünümleri ile diğer çocuklardan farkı olmayan otizmli çocuklar; sosyal ilişkilerde güçlük, iletişim zorlukları ve sınırlı, yineleyici davranış ve ilgi takıntılarıyla diğer çocuklardan ayrılırlar.

Eğer çocuğunuzda aşağıdaki özellikler varsa;

v Yenidoğan döneminde, diğer bebeklerden farklı izlenimi yaratabilir. Annesine ihtiyaç duymuyor gibidir, nadiren ağlar veya sızlanır, sıklıkla uslu bebek olarak tanımlanır. Verilen çeşitli uyaranlara tepkisiz, kucaklamaya kayıtsız kalır ve uygun beden duruşunu alamaz. Anlaşılmaz bir huzursuzluğu vardır. Altı aydan sonra, normal bebekler gibi bir şeyler istemezler, annesine karşı ilgisizdir, gülümseme, agulama gibi ses çıkarma yoktur. Kucaklanmak istendiğinde beklenen beden duruşunu alamazlar, kucaklayana sarılmazlar, sosyal gülümsemeleri yoktur. Anormal göz teması sıktır, nesnelere doğrudan bakma yerine çevresel bakışları vardır. Bir yaşından sonra da, sevgi gösteremez ve gösterilen sevgiyi anlayamaz gibidir. Sözel veya sözel olmayan iletişim becerilerinden yoksundur.

v Yıkanma, üstünü değiştirme gibi günlük işlere tepki gösterebilir.

v Bazı otistik bebekler yattıkları yatağın veya bebek arabasının duvarlarını uzun süre tekmeleyebilir, bazıları ise kendilerini sallayabilir.

v Başka çocukların ilgisini çeken şeylere ilgi göstermez, ilgisi kendi alanına yöneliktir, dönen nesneler veya parlak eşyalara ( elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi gibi ) ilgi gösterebilir.

v Ellerini kanat çırpar tarzda sallama, el sallama, parmak ucunda yürüme, başını vurma ve ellerini ısırma gibi kendine zarar verici davranışlarda bulunabilir.

v Garip ilgi alanları vardır. Ayakkabı numaraları, haritalar, telefon numaraları, doğum tarihleri gibi konulara özel ilgi gösterir.

v Günlük işleri hep aynı şekilde yapma, aynı yoldan eve gitme, yemekle ilgili uygulamaların aynı biçimde tekrarı, yeni giysilere karşı direnme, evde bazı cansız nesnelere aşırı duyarlık ve değişimlerine karşı çıkma, alışılmadık nesnelere ( kutular, şişe kapakları) bağlanma, cansız nesneleri koklama, tatma gibi garip davranışlar sergilerler.

v Bazı hareketleri taklit etmede zorlanırlar ve istenilen hareketin tam tersini yapabilirler.

v Kıyafetlerini uygun sıra ile giyemeyebilir. Örneğin kazağın üstüne gömleğini giymeye çalışabilir.

v Çevresindeki insanlara tepki vermeyebilir ve onlara yokmuş gibi davranabilir.

v Yürüdükleri yolların değiştirilmesine tepki gösterebilir, hep aynı yolu ve kaldırımı kullanmak isteyebilir.

v Yemekte seçici olabilirler, sadece et veya hamur işi dışında bir şey yemek istemeyebilirler.

v Tehlikenin farkında değillerdir. Araçlardan, yüksek yerlerden sakınılması gerektiğini bilemeyebilirler.

v Yaşıtları ile birlikte oynamazlar, oyun kurmada ve sürdürmede rol almazlar.

v Sözel İletişimde bozukluk; Normal çocuklarda ortalama 5-6 aylıkta agulama, 8-9 aylıkta heceleme, 1 yaşında iken anlamlı tek kelimeler, 2 yaşında iken ortalama 2-3 kelimelik cümlelerle konuşma başlamaktadır. Otistik çocukların önemli bir kesiminde bu basamakların hiç biri belirtilen zaman diliminde söz konusu değildir. Az bir kısmında da konuşma basamakları başlamış, ancak ilerleme gösterememiş veya gerilemiştir. Sonuçta otistik çocuklar 5 yaşına geldiğinde % 50-75 ‘inde konuşma gelişmemiştir. Geri kalan grupta ise konuşma gelişmesine rağmen, konuşmalar monoton ve söylenenleri tekrarlama biçimindedir.”Adın ne” sorusuna “adın ne” olarak karşılık verirler veya televizyondan duyduğu her hangi bir sözü uygun olmayan bir ortamda aynen tekrarlayabilir.

v Şahıs zamirlerini karıştırırlar “ben” yerine “sen” kullanırlar.

v Normal bir konuşmada gözlenen tonlamalar yerine mekanik ve tek düze bir ses tonuyla konuşma gözlenir.

v Diğerleri tarafından başlatılan konuşmaya tepki vermezler, adı seslenildiğinde bakmaz veya duymuyormuş izlenimini yaratırlar.

v Oyuncaklarıyla evcilik, okulculuk, doktorculuk gibi hayali oyunlar oynamazlar, topu zıplatmak yerine devamlı eliyle vurabilirler. Küçük yaşlarda “ce-e “gibi sosyal oyunlara karşı ilgi göstermezler.

Özetle; Eğer çocuğunuz:

v Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

v İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

v Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

v Parmağı ile istediği şeyi göstermiyorsa,

v Oyuncakları ile oynamayı bilmiyorsa,

v Yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

v Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

v Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa,

v Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

v Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

v Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,

v Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

v Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,

Otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

Kaynaklar:

1-Lisa. A.Ruble, Otizm Spektrumu Bozuklukları, Osborne Pediatri,1565-1570

2-Mukaddes Nahit, Yaygın Gelişimsel Bozukluklar, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi, 798-816

3-Özusta Şeniz, Otizm, Çocuk Ruh Sağlığı, Katkı,850-859

4-Yorbık Özgür, Otistik Bozukluklar, Psikiyatri, 798-816, 2007

5-www.otizmplatformu.org

6-www.tohumotizm.org.

 

Ülkemiz gibi sünnetin çok yaygın uygulandığı ülkelerde tartışılması gereken sünnet uygulamasının avantaj/dezavantajlarından çok zamanlaması olmalıdır. Yani soru “ Sünnet yenidoğan döneminde mi yoksa daha sonra mı yapılmalı?” şeklindedir.

Toplumumuzda çoğunlukla törenlerle kutlanan sünnet bir “ erkekliğe geçiş aşaması “ olarak değerlendirilmektedir ki bu durum ailelerde yenidoğan sünnetine direnç oluşmasına yol açmaktadır. Yenidoğan dönemi sonrası yapılacak sünnette Kastrasyon korkusu ( 2-6 yaş arası erkek çocuklarda penislerinin kesilip, kızlar gibi olacakları korkusu ) üzerinde durulması gereken bir faktördür. 2-6 yaş arasında olduğu kabul edilen fallik dönem de ( çocukların cinsel organlarını ve bunlardan zevk aldıklarını fark ettikleri dönem ) yapılacak sünnet çocuklarda cinsel organın kaybı endişesi yaratabilmektedir.

Sünnetin genel avantajları

v Hayatın ilk yılında erkek çocuklarda kızlardan daha yüksek oranda saptanan idrar yolu enfeksiyonlarının sünnetli olup olmama ile ilişkisi özellikle son yıllarda pek çok kez araştırılmıştır. İlk yıl içinde ateş ile hastaneye başvuran sünnetsiz çocuklarda idrarda mikrop bulunma sıklığı % 36 iken sünnetlilerde bu oran sadece % 1.6 dır. Bir başka araştırmada sünnetsiz bebeklerin idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma riski sünnetlilere göre 10 kat yüksek olarak bulunmuştur. Okul öncesi çocuklarda da sünnetli olmamanın idrar yolu enfeksiyonu açısından 8 kat yüksek risk yarattığı bildirilmiştir. Dikkat çekici bir diğer nokta ise tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu sıklığının sünnetsiz çocuklarda belirgin olarak fazla olmasıdır. Özellikle ilk yıl içinde bu enfeksiyon böbreklere zarar verebilir ve kana geçerek diğer organlara yayılabilir.

v Sünnet, Dünya Sağlık Örgütü tarafından AİDS ile mücadelede başarılı bir yöntem olarak değerlendirilmiş ve “ aşı kadar etkin “tanımlaması yapılmıştır.

v Sünnetsiz erkeklerde penis kanser sıklığı 40 kat fazla olarak bildirilmektedir. Penis kanseri sıklığını artıran önemli bir faktör de fimozistir.( penis ucu derisinin anormal dar olması ) Fimozisi ortadan kaldıracak olan sünnet, yenidoğan döneminde yapıldığı takdirde penis kanseri sıklığı 3 kat azalmakta iken ergenlik sonrası sünnetin belirgin etkisi olmamaktadır.

v Penis ucu derisi iltihabı, sünnetle tamamen ortadan kalkmakta ve penis başı enfeksiyonu da 5 kez daha az olmaktadır.

Yenidoğan döneminde yapılacak sünnetin yararları :

v Penis ucu derisi altında mikropların yerleşip çoğalması en çok ilk 6 ay içinde olmaktadır ve bu nedenle yenidoğan döneminde yapılacak sünnet idrar yolu enfeksiyonundaki artışı önleyecektir.

v Yenidoğan döneminde yapılacak sünnet penis ve penis başı derisini kalınlaştırarak AİDS etkenine karşı yüksek koruma sağlayacaktır.

v Penis ucu derisinin anormal darlığı ve enfeksiyonu da sorun olmaktan çıkacaktır.

v Lokal anesteziklerin rahat uygulanabilir olması ağrıyı bu dönem için bir risk olmaktan çıkarmıştır.

v Çocuk ilerde kastrasyon korkusu da yaşamayacaktır.

v Yenidoğan sünneti hangi yöntemle yapılırsa yapılsın, lokal anestezi kullanılarak yapılmalıdır.

Sonuç olarak, ülkemiz gibi sünnetin mutlaka yapıldığı ülkelerde bir çok avantajı olması nedeniyle, sünnet yenidoğan döneminde yapılmalıdır.

Kaynakça:

Erim Erdem, Çocuklardaki Ürogenital Sistem Hastalıkları, 1-9, 2010

!

Küçük çocuklarda ölümlü kazalar ne yazık ki çok sık görülmektedir. Bunların büyük bölümü yaz aylarında gerçekleşir. Şimdi en çok görülen kaza çeşitlerini ve alabileceğimiz önlemleri tek tek gözden geçirelim.

Düşmeye karşı alınabilecek önlemler.

Çocuk acil servisi başvurularının en başta gelen nedeni düşmedir. Evinize kısa bir göz atmanız bunun nedenini ortaya çıkaracaktır; merdivenler, pencereler ve mobilyalar gibi.

    Çocuk oyun bahçelerinin zemini kum veya tartan gibi yumuşak olmalıdır, beton ve asfalt güvenli değildir. Yağışlı havalarda çim zeminde güvenli olmayabilir. İskemle ve mobilyaları pencerelerden uzak tutun. Odanızda değişiklikler yapın, cam ve mermer sehpa bulundurmayın. Sivri köşeli mobilyaları kaldırın. Prizlerinizi özel kapaklarla kapatın. Çekmeceleri kilitli tutun. Pencerelere parmaklık taktırılabilirsiniz. Yürüteçleri artık hiç önermiyoruz; kullanmayın. Emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebekleri merdivenlerden uzak tutmak için güvenlik kapıları kullanın. Bebek ve çocuklar mutlaka kendi yataklarında yatmalıdır, en çok düşmeler anne-baba yatağında ve koltuk üzerinde yatan çocuklarda görülmektedir. Alışveriş arabalarında çocuğunuzu güvenlik kemeri ile bağlayın. Arabayı durdurduğunuz zaman müdahale edebilecek uzaklıkta olun. </LI>

Motorlu Taşıt Kazalarına Karşı Alınabilecek Önlemler.

On beş yaş altındaki çocuklarda en başta gelen, kazalara bağlı ölüm nedeni motorlu taşıt kazalarıdır. Ölümlerin çoğu da kafa travmalarına bağlıdır.

Çocuk koltuğunda oturmayan veya emniyet kemeri bağlı olmayan çocuklar, araba kazalarında en fazla ölüm riski taşıyanlardır.

    Çocuğunuzla yaptığınız her araba yolculuğunda mutlaka çocuk koltuğunu ve emniyet kemerini kullanın. Büyük çocuklar, mutlaka arka koltukta oturmalı ve emniyet kemerleri bağlanmalıdır. Hava yastıkları küçük çocuklar için tehlikeli olabileceğinden, onları kesinlikle arka koltuğa oturtmalısınız. En önemlisi de arabanızı dikkatli ve kurallara uygun kullanmalısınız. </LI>

Suda boğulmaya Karşı Alınabilecek Önlemler.

    Göl ve ırmaklar kadar özel yüzme havuzları da çocuklar için tehlikeli olabilmektedir. Bebeklerin birkaç santimetre derinliğinde ki suda boğulabileceğini unutmayın. Bu nedenle küvetler, sığ havuzlar ve hatta kovalar bile tehlikeli olabilir. Çocuğun su altında sadece iki dakika kalması bilincini kaybetmesine neden olabilir ve kalıcı beyin hasarı oluşabilir. Çocuklar su kenarında oynarken, onlara nezaret edin. Bebekler ve küçük çocukları küvette yalnız bırakmayın. Çocuğunuz tuvaletteyken mutlaka yanında olun. Kapıya veya telefona yanıt vermek için, onları yalnız bırakmayın. Kovaları dikkatli boşaltın ve çocukların ulaşamayacağı yerlere koyun. </LI>

Zehirlenmeye Karşı Alınabilecek Önlemler.

    Tüm ilaç ve temizlik maddelerini çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın. Garaj veya depoda bulunan kimyasal maddeleri yüksekçe bir yere kaldırın. Temizlik maddelerini orijinal kutularında ve kilitli dolaplarda saklayın, süt veya meyve suyu şişelerini bu amaçla kullanmayın. Evinizde zehirli bitki bulundurmayın. Çocuğunuzun zehirlendiğini düşünüyorsanız, acil servisi arayın, kusturmaya çalışmayın. </LI>

Yanık ve Yangınlara Karşı Alınabilecek Önlemler.

Küçük çocukların cildi çok hassastır, sıcak musluk suyu bile 2-3 saniyede ciddi yanıklara neden olabilir.

    Termosifonun termostatını 50 C’ den daha düşük ısıya ayarlayın. Çocuğunuzun banyosunu yaptırırken ilk önce suyun ısısını kontrol edin. Elinizi bileğinize kadar suya batırarak, suyun içinde birkaç saniye gezdirin. Yemeğinizi ocağın arka bölümlerinde pişirin. Su ısıtıcılarının tutacaklarını ocağın arka tarafına doğru tutun. Kibrit ve çakmakları çocukların uzanamayacakları yerlere koyun. Evinize duman detektörleri yerleştirin ve pillerini her yıl kontrol edin, on yılda bir değiştirin, yangına bağlı ölüm olaylarını büyük ölçüde önlemiş olursunuz. </LI>

Boğulmaya Karşı Alınabilecek Önlemler ve Beş Yaş Kuralı.

    Beş yaş altı çocuklarda fındık, leblebi benzeri kuru yemişleri, üzüm, mısır ve sosis gibi küçük ve yuvarlak hatlı yiyecekleri ancak ezerek, yiyebilecekleri uygun hale getirerek verebiliriz. Aksi takdirde soluk borusuna kaçarak çok tehlikeli olabilirler. Bu nedenle çerez kaselerini uzanamayacakları yerlere koyun. Elma, havuç ve salatalık gibi yiyecekleri rendeleyip, kaşıkla verin. Toplu iğne, mücevher, düğme, bozuk para ve benzeri küçük cisimleri uzanamayacakları yerlere koyun. Çocuğunuzun oynadığı oyuncakların yaşına uygun olmasına dikkat edin. İlk yardım kurallarını öğrenmeye çalışın. </LI>

Ateşli Silah Bulunduranların Dikkat Etmesi Gereken Kurallar.

    Silahı boş saklayın ve emniyetini kapalı tutun. Silahları çocukların uzanamayacağı yerde ve kilitli tutun. Kurşunları silahtan ayrı olarak saklayın. </LI>

Son olarak tekrar söyleyelim. Beş yaş kuralını unutmayalım. Ve en önemlisi “Kaza olmaması gereken şeydir” bunu hiç unutmayalım.

 

Her beş bebekten birinin, öğleden sonra başlayan ve gece yatma zamanına kadar süren ağlama krizlerine tutulduklarını biliyoruz. Kolik ağlaması normal ağlamadan farklıdır ve bebek sakinleştirilemeden saatlerce ağlar. Bazen tüm gün sürdüğü de olur. Genellikle kolik ağlaması her gün tekrarlar, nadiren bir iki gün ara verdiği de olabilir.

Bildiğimiz şekilde koliği olan bir bebek, dizlerini karnına çeker, yumruklarını sıkar, hareketleri artar, nadiren bacaklarını uzattığı da olur, gözlerini yumabilir veya sonuna kadar açabilir, alnı kırışır hatta kısa bir süre nefesini tutabilir. Bağırsak hareketleri hızlanır, gaz çıkarabilir. Beslenme ve uyku düzeni ağlamayla bozulur. Meme aranan bir bebek emmeye başladıktan kısa bir süre sonra ağlayarak emmeyi bırakabilir veya tam uykuya dalmışken birkaç dakika sonra uyanarak ağlamaya başlayabilir. Her bebekteki kolik nöbetleri farklıdır ve anne-babaların da tutumu farklı olabilir.

Kolik genellikle ikinci veya üçüncü haftada ( prematüre bebeklerde daha geç ) başlar ve altıncı haftada en şiddetli düzeye ulaşır. Bu ağlamaların hiç bitmeyeceği düşünülür ama üçüncü aya doğru azalır ve sonra kaybolur. Prematürelerde biraz daha uzayabilir. Kolik nadiren dördüncü ayda da görülebilir. Birden bire veya azalarak tamamen düzelir.

Bu günlük ağlama dönemlerine kolik denir. Koliğin nedeni bilinmemektedir. Söylentiler çoktur ama onları burada anlatmayı gereksiz görüyorum.

Sevindirici nokta, bu bebekler fiziksel ve duygusal olarak asla zarar görmezler, ( aynı sözleri anne-babalar için diyemiyoruz ) büyüme ve gelişmeleri her yönden normaldir.

Tedavi

Koliğin bilinen hiçbir tedavisi yoktur, ancak bazı önlemler yararlı olabilir.

v Öncelikle bebeğimizi doktorumuza gösterelim, ağlama nedeni olabilecek başka önemli bir hastalık olmadığı tespit edilsin.

v Anne diyetinden alerjen olabilecek ve koliği artırabilecek yiyecekleri çıkaralım. Bunlar; inek sütü, fıstık, fındık, çilek, çay, kahve, kolalı içecekler, çikolata, vb.

v Anneler kesinlikle sigara içmemelidir.

v Bebeğinizin rahat ve tok olmasını sağlayın.

v Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve sırtına minik darbeler vurarak sakinleştirmeye çalışın.

v İlk altı ay kesinlikle sadece anne sütü verin.

v Sessiz ve daha az aydınlık bir oda dış uyaranları azaltarak, bebeğimizi rahatlatabilir.

v Bebeği korkutabilecek ani hareketlerden sakının.

v Yüz üstü yatırıp, sırtına masaj yapabilirsiniz.

v Karnına ısıtılmış havlu koymak oldukça rahatlatıcıdır.

v Yine de rahatlamadı ise koltuk altlarından tutarak göbekten aşağı kısmını, 5-6 dakika ılık su içerisinde tutabilirsiniz.

v Ağlamaya hala devam ediyorsa, arabanızla biraz dolaştırın, göreceksiniz rahatlayıp, uykuya dalacaktır.

v Anne-baba olarak bebeğinizin sağlıklı olduğunu, bu ağlamaların onun büyüme ve gelişmesi üzerine hiçbir olumsuz etkisi olmayacağını ve bir süre sonra kendiliğinden geçeceğini unutmayınız.

v Koliklerde kullanılan hiçbir ilacın faydası kanıtlanamamıştır, yan etkileri de olabilir.

v Lütfen ilaç kullanmayınız.

Kaynakça:

Nelson Textbook of Pediatrics, Colic, 222, 18 th Edition 2007

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın