Bu gün sizlere benimde çok benimsediğim ikiz teorisini anlatacağım.Ailemizde bulunan tüm olumsuz hastalıkların bize geçen genetik kopyaları ikizin tekini oluşturmaktadır.Beslenme ve çevresel faktörlerle kazandığımız olumsuzlukları da ikizin diğer teki olarak düşünmenizi istiyorum.Bu iki ayrı ikiz tekini buluşturduğumuz zaman hastalıklar ortaya çıkmaktadır.Şeker,astım,kalp ve damar sistemi,allerjik hastalıklar ve kanser gibi bir çok hastalık için genellikle geçerli bir teoridir.Bizlere , siz anne – babalara düşen görev beslenme ve çevre faktörlerini olumlu yönde değiştirerek ,ikizin tekini ,çocuklarımızla yaşamları boyunca buluşturmamaktır.Yapabileceklerimizi her konuda tek tek konuşup tartışacağız ama ben ön plana kanser hastalıklarında beslenme ve çevre faktörlerini aldım.Konuyu sizlere en yalın ,özet ve anlaşılır şekilde şıklar halinde vereceğim.
Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi yani bölünüp çoğalmaları gerekir.Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılırken yerlerine yenileri gelir.Bu denge genlerin kontrolü altındadır.Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmalarını sağlarken,bazıları da aşırı hücre çoğalmasını engellerler.Aşırı hücre çoğalmasının önlenememesi yani yıkımdan fazla yapım olmasına kanser denir.
Beslenme ,hava kirliliği,radyasyon,çevre kirliliği,sigara,gıda katkı maddeleri ve çeşitli toksinler yaptıkları hasarla gen fonksiyonlarını bozarlar(mutasyon)ve hücreler aşırı şekilde ürerler.Bu aşırı çoğalmayı önleyen genlerde yetersiz kalırsa kanser oluşur.Diyetteki kanser yapan ajanlar DNA ya bağlanır ve onu hasara uğratırlar.Hasarlı DNA onarımı vücutta en kısa zamanda yapılır.Değişik nedenlerle bu onarım yapılamazsa işte o zaman kanser oluşumu başlar.Bu nedenle gen koruyucu mekanizmalar çok önemlidir ve büyük ölçüde beslenme ile sağlanabilir.O zaman nasıl beslenmeliyiz?
Taze sebze ve meyveyi bol miktarda yemeliyiz.Çiğ olarak yemek daha da faydalıdır ve beraberinde de vitamin,mineral,folik asit ve flavonoidleride almış oluruz.Likopen önemli bir DNA koruyucusudur ,antikanserojendir ve en önemli kaynağı pişmiş domatestir.Sarımsak ve soğan bol tüketilmelidir,zerdeçal(curcumin) çok önemlidir,üzüm çekirdeği ve kabuğunda bulunan resveratrol DNA hasarını önler ,nar antikanserojendir.Acı kırmızı biberdeki kapsaisin maddesi kanser önleyicidir yalnız topaklanmamalı(aflatoksin) ve küf kokmamalıdır.
Selenyum enfeksiyonlara karşı direnci artırır,antioksidandır ve kansere karşı koruyucudur.En önemli selenyum kaynakları kabuklu kuru yemişler,et,yumurta,karaciğer ve mantarlardır.
Liften zengin gıdalarla beslenenlerde bazı kanser türleri daha az görülmektedir(meme ve kolon) Başlıca lif kaynakları köy ekmeği,meyveler,sebzeler ve baklagillerdir.
Probiyotikler bağışıklık sistemini güçlendirir,sindirimi kolaylaştırır,vitamin sentezi yapar ve barsak duvarını korur.En önemli kaynağı kefir ve yoğurttur,bol miktarda tüketilmelidir.
Bütün çay çeşitleri çok faydalıdır.Şekersiz içilmeli ve demlendikten sonra hemen tüketilmelidir.Yeşil çay (kateşinler) ile siyah çay(teaflavinler) antioksidandır.Makina çayları ve sallama çaylar tercih edilmemelidir.
Balık hafatada iki-üç porsiyon tüketilmeli ,yoksa günde 500mg EPA ve DHA (balık yağı) desteği alınmalıdır.
Zeytin yağı özellikle sızma olarak bol miktarda tüketilmelidir.Omega-9 dan zengindir.Omega-3 den zengin yiyecekler ise balık yağı,kabak çekirdeği,keten tohumu,ceviz ve yeşil yapraklılar(semiz otu) dır.
Son olarak güneşlenmek ve bu yolla D vitamini almak çok yönlü faydalıdır.Aşırı güneş ışını almakla D hipervitaminozu olmamaktadır.Yenidoğanlar 15 gün-1 yaş arası 500 ü te D vitamini almalıdır,sonraki yıllarda da kış aylarında bu destek sürdürülmelidir.