Sevgili anne ve babalar, sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim. Artık biliyoruz ki, genetik kodlarımızda yazılı olan, ebeveynlerimizden aldığımız hastalık özellikleri, ikizin tekini oluşturuyor.

Bizler de yanlış beslenme ve olumsuz çevresel faktörlerle ikizin diğer tekini kazanacak olursak, hastalık da kendini o zaman göstermeye başlayacaktır. Peki, astım ve alerjik hastalıklarda da öylemidir? Evet!

Şimdi nasıl korunabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz, bunları konuşalım.

1-Gebelikte annenin sigara kullanması, ilk 4 ayında sık parasetamol alması, akarlarla(halı benzeri tüylü eşyalarda bulunan mikroskobik canlılar) yoğun karşılaşması çocukta astım riskini artırmakta, omega-3 içeren balıkların sık yenilmesi ise azaltmaktadır. Probiyotikli besinlerin sık tüketilmesi ise bebekleri atopik dermatitden korumaktadır.

2-Prematürelerde, sezaryenle doğanlarda ve mekanik ventilasyon uygulanan çocuklarda astım daha fazla görülmektedir.

3-Formül sütler veya soya sütü ile beslenen çocuklarda, anne sütü ile beslenenlere göre daha fazla hışıltılı bronşit görülmektedir. Uzun süre anne sütü ile beslenen çocuklarda bronşiyal astımın daha az görüldüğü belirtilmektedir.

4-Şişman çocuklarda astım daha fazla görülmekte ve zayıfladıkları zaman solunum fonksiyonlarında düzelme görülmektedir.

5-Atopik(alerjik bünyeye sahip) çocuklarda astım daha fazla görülmektedir ki biz buna alerjinin yürümesi diyoruz ve evde bulunan kedi ve köpeğin de atopiyi artırdığını biliyoruz.

6-Erken yaşta geçirilen solunum yolları enfeksiyonları (özellikle viral bronşiyolitler ) ileri yaşlarda astıma zemin hazırlayabilmektedir.

7-Sık antibiyotik kullanımı bağırsak florasını değiştirmekte, atopi gelişimini kolaylaştırmaktadır.

8-Sigara dumanına maruz kalan (pasif içici) çocuklarda astım daha fazla görülmektedir.

9-Ev içi ve ev dışı hava kirliliği astım için önemli risk faktörleridir. Evde yakılan kömür, gaz yağı, sobalar(özellikle odun sobası),fırınlar, şömineler, ocaklar bu kirliliğe neden olmaktadır. Evdeki nem oranının fazlalığı ve ev temellerinden sızan radon gazı da astım için risk oluşturmaktadır. Ev dışı kirlilikte, özellikle sanayi bölgelerinde SO2 önemlidir. Trafiğin yoğun olduğu şehirlerde astım görülme oranı artmaktadır. Egzoz gazlarında bulunan dizel partikülleri ve ozon solunum yollarına zarar vermektedir. Dizel partikülleri ayrıca çimen polenlerine yapışarak da etkili olabilmektedir. Diğer yandan otomobil lastiklerinin yola sürtünmesinden otaya çıkan lateks partikülleri de lateks alerjisi riskini artırmaktadır. Çocuklarımızı trafiğin yoğun olduğu yol kenarlarında özellikle çocuk arabası ile dolaştırmayalım, çünkü zararlı gazlar ve kurşun yola yarım metre mesafede daha fazla bulunmaktadır.

10-Yün ve lateks içeren giyeceklerden duvardan duvara halı uygulamasından vazgeçelim. Yastık ve yorganlarımız elyaftan olsun, yastık kılıfı ve çarşaflar 60 C derecede yıkansın.(Akarlar 60C ve yukarısında ölmektedir.)

11-Bebeklerimizi ilk altı ay sadece anne sütü ile besleyelim, bir yaşına kadar inek sütü vermeyelim. Unutmayalım, her canlının sütü kendi yavrusu için uygundur. Biz bebeklerin duyarlanmaması için emziren annelere inek sütü, fıstık ve çileği önermiyoruz. Yetişkinlerin inek sütü yerine yoğurt, peynir, kefir tüketmesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Doğada sadece büyüyen canlıların süt içtiğini unutmayalım.

Kaynaklar:

1-Dr Ülker Öneş Pediyatri S:725-728,2010

2-Dr Zeynep Tamay,Güncel Çocuk Sağlığı,Pediatrik Alerji S:1-7 2007