Çoğu anne-babanın yakından bildiği gibi, tuvalet eğitimi çocuk gelişiminin önemli aşamalarından biridir, en azından, alt bezi değiştirmenin sona ermesidir.

Amacımız sizi tuvalet eğitiminin aşamaları konusunda aydınlatarak, işinizi bir ölçüde kolaylaştırmaktır.

v Çocuğunuz hazır mı?

Tuvalet eğitim yaşı, çocuğun olgunlaşma durumuna göre değişir. Çocuktan bu konuda her hangi bir istek gelmiyorsa 2 yaşından sonra tuvalet eğitimine başlanması uygun olur. Bazı çocuklarda bu olgunlaşma daha erken olur, belirli bir eğitime gerek kalmadan çocuk idrar ve dışkısını haber vermeye başlar.

Tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren belirtiler

v Gündüzleri en az iki saat kuru kalması

v Kakasını gizlenerek yapması veya yaptıktan sonra haber vermesi

v Çişini veya kakasını yaptığını belli etmesi

v Öğlen uykusundan kuru kalkması

v Söylediğiniz basit şeyleri anlaması ve uyması

v Bez yerine iç çamaşırı giyme isteği

v Bazı basit giyinme işlerini kendi kendine yapabilmesi, pantolonunu aşağı indirme, eteği yukarı kaldırma, iç çamaşırları indirme ve sonra yukarı çekebilme gibi.

v Başkalarının tuvalette ne yaptığını merak etme, takip etme, taklit etmeye çalışma

Tuvalet eğitimine evde her şey normalken başlanmalıdır. Aileyi etkileyen taşınma, ölüm, ayrılık, tatil, kardeş doğumu, evde yatılı misafir olması, çocuk yönünden olumsuz olabilir, eğitim başka zamana ertelenmeli ve uygun zaman beklenmelidir.

Yapabileceklerimiz.

v Tuvalet alışkanlığı kazandırmak ilgi ve zaman gerektirir, sabırlı olmalıdır.

v Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir, kızılmamalı, ayıplamamalı ve hoşgörülü olup zamana bırakılmalıdır.

v Çocukla konuşmalı, cesaretlendirilmeli, övülmeli ve takdir edilmelidir.

v Çocuk kakasını ve çişini yaptığında olumsuz sözler ( pis, kötü koktu vb ) söylenmemelidir, eğitime karşı tepki gösterebilir.

v Çocuğun tuvalet eğitimindeki başarısı veya başarısızlığının zekası ile hiçbir ilişkisi yoktur.

Nasıl yapacağız.

v Eğitime başlamadan bir ay önce lazımlığını, alışverişe beraber çıkarak alabiliriz. Evde her zaman görebileceği bir yere koyar ve üzerine zaman zaman oturmasına izin veririz. Odasına götürebilir, oyunlarında kullanabilir, bu da onun oturağına alışmasını kolaylaştırır, benimsemesini sağlar. Oyuncak bebeklerini lazımlığa oturtarak tuvalet olayını daha kolay anlatabilirsiniz.

v Çocuklar yemeklerden sonra genellikle daha sık kaka yaparlar. O nedenle yemekten sonra bezleri çıkarılıp lazımlığa oturtulurlarsa daha iyi olur. Kaka veya çiş yaparlarsa yanaklarından öper, onları kutlar ve sevindiğimizi belli ederiz, bu davranış onların hoşuna gider, alışmalarını kolaylaştırır. Lazımlığa yapmaz veya istemezlerse asla zorlamayalım, bezlerini bağlayalım, yine yanaklarından öpüp başka zaman yaparız, diyelim.

v Bu iş için, çocuklara uygun kapak kullanarak klozet de kullanılabilir, ama mutlaka ayaklarının altına uygun bir basamak koymalıdır, ayakları yere basarsa daha kolay kaka yaparlar. Tuvalette yanlarında sabırla durmalı, onlara cesaret vermeli, resimli hikaye kitapları okumalıdır, bu davranış onları rahatlatacaktır. Daha sonra sifon beraberce çekilir ve kakanın gidişi izlettirilip” Güle Güle “denilebilir. Bu şekilde kaka ve tuvalet olayını daha kolay anlayabilirler. Korkuyorlarsa asla zorlanmamalıdır.

v Bu dönemde çocuğa, kolay çıkarılabilen rahat giysiler giydirilmelidir.

v Çocuk gündüz düzenli olarak kuru kalıyorsa, evin içinde bezsiz alt çamaşırı ile dolaşmasına izin verilmelidir.

v Çocuk çişi geldiğinde oturağı kullanması konusunda cesaretlendirilmelidir.

v Alıştırma sırasında, çocuk kakasını lazımlık dışına yaparsa sakın kızmayın, sakin davranın, yine altını silip temizleyin, sonrakini buraya yaparız diyerek oturağı gösterin. Kendini suçlu hissetmesin.

v Başlangıçta sık sık hatırlatır ve sürekli tuvalete götürürsek tepki gösterip, inatlaşabilir. Alıştıkça yavaş yavaş belli bir düzen oluşturulur.

Gece kuruluğu bazen gündüz kuruluğu ile beraber başlasa da çoğu zaman aylar, yıllar alabilir.

Tuvalet eğitimi sıklıkla 4 yaş bitiminde tamamlanır.

Eğitim sürecinde geri dönüşümler yaşanabilir. Eğitime bir süre ara verilir. Başarısızlık olarak değerlendirilmemeli ve sabırla yeniden başlamalıdır.

Beş yaş bitiminde çocuğumuz halen tuvalet alışkanlığı kazanamamışsa, uzman yardımı almamız gerekir.

 

Bir bebeğin sağlıklı beslenebilmesi için şu öneriler akılda tutulmalıdır.

v Anne sütüne doğumdan sonraki ilk bir saat içinde başlanmalıdır.

v Anne sütü tek başına altı ay devam etmelidir.

v Tamamlayıcı besinlere anne sütüyle birlikte altıncı aydan itibaren başlanılmalı ve anne sütü ile beslenmeye iki yıl devam edilmelidir.

v Tamamlayıcı beslenme zamanında, yeterli, güvenilir ve uygun olmalıdır.

Anne sütü ile beslenen bebeklere 6. ayda ek besinler verilmeye başlanır. Doğal beslenen bebekte ek besinlere 6. aydan daha erken başlanmamasının nedenleri şöyledir.

v Bebeğin daha az anne sütü almasına neden olabilir.

v Daha erken başlamanın büyüme açısından bir üstünlüğü yoktur.

v İlk aylarda bebeğin kaşıkla beslenmesi zordur.

v Çiğneme becerisi 4. aydan önce gelişmez.

v Baş kontrolü tam gelişmemiştir.

v Bebekler ek besin almaya isteksizdirler.

v Doğal beslenme alerjik hastalıklardan ve enfeksiyonlardan korur.

v Küçük bebeklere verilen katı gıdalar solunum yollarına kaçabilir ve boğulmalara neden olabilir.

Ek besinler verilirken önce püre kıvamında, daha sonra ezilmiş, ardından ufak parçalara bölünmüş biçimde verilerek bebeğin farklı yapıdaki besinleri alması sağlanmalıdır. Uzun süre püre kıvamında besin alan bebeklerde, katı besinlere geçişte zorluk yaşanır.

Ek besinler verilirken şu ilkelere dikkat edilmelidir.

v Besinler, kaşıkla ya da fincanla, başlangıçta az miktarlarda verilir.

v Yeni besinler bebek aç iken ve öğle öğününde denenmelidir.

v Farklı besinler en az 3 günlük aralarla denenir ama 7 günlük aralar tercih edilir.

v İlk kez verilen yiyeceklerin alerjik belirtilere neden olup olmadığı kontrol edilir.

v Besinler taze pişmiş olmalıdır.

v Tuzlu, baharatlı, alerji yapma olasılığı yüksek olan besinler bebeklere verilmez.

v Katı besinler verilmeye başlandığında bebek dili ile itebilir. Bu durum besini reddetme olarak algılanmamalı, doğal bir tepki olarak karşılanmalıdır.

v Bebeğin hoşlanmadığı yiyecekler iki hafta ara ile tekrar denenir.

v Aşırı lifli besinler ilk 12 ayda önerilmez.

v Elma ve şeftali püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, yoğurt, sebze püresi ilk başlanacak ek besinlerdir.

v Alerji yapma riski olan turunçgiller, yumurta, ekmek, balık ve et ilk verilecek besinler arasında yer almaz.

Yapay ya da karışık beslenen bebeklerde ek besinlerin genellikle 4. ayda başlatılması önerilir. Katı besinlere alıştırma ve bu besinlere ilişkin ilkeler, doğal beslenen bebeklerde olduğu gibidir.

Sebze püresi günlük pişirilir, sebzelere ilave olarak içine pirinç ve yağ da eklenerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Bazen bir çay kaşığı irmik de konulabilir. Patates, maydanoz, ıspanak, havuç, kereviz, karnabahar sebze mamasına eklenebilir. Pırasa ve taze fasulye gibi uzun lifli sebzeler, püre şekline getirilmeleri zor olduğu için erken dönemde kullanılmaz. Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin nitrat içerikleri bekletilmekle artacağından pişirildikten hemen sonra yenilmelidir. Bakla ve patlıcanın da yaşından sonra verilmesi uygundur.

Besinlerin demirden zengin olmasına dikkat edilmelidir. Bu besinler arasında sırasıyla karaciğer, kırmızı et, tavuk etinin beyaz olmayan kısımları ve demirden zenginleştirilmiş tahıllı bebek mamaları sayılabilir.

Demirden zengin, ancak biyoyararlılığı düşük olan besinler ise yumurta sarısı, baklagiller ve koyu yeşil renkli sebzelerdir. Bu grup yiyecekler C vitamininden zengin meyve ve sebzelerle tüketilirse demirin yararlılığı artacaktır. Baklagillerin protein içeriği yüksektir. Pişirilmeden önce bir süre suda bekletilirlerse, zararlı olabilecek fitat içerikleri kaybolacaktır.

İlk 12 ayda bağırsak geçirgenliğinin fazla olması nedeni ile inek sütü alerjisi daha sık görülür. Bu nedenle bir yaşına kadar inek sütü tüketilmemelidir.

Ek besinlere birer birer, birkaç gün aralarla başlanır ve günde 3 öğün verilir.

Özellikle besin alerjisi öyküsü olanlarda yumurta, fıstık, fındık, balık ilk bir yıl verilmez. Turunçgiller, çilek, kivi, çiğ domates, salça, tuz, şeker, bal, yumurta beyazı, soğan, sarımsak, lahana, pırasa da bir yaşına kadar verilmemelidir.

Beş yaşından önce solunum yollarına kaçarak boğulmaya neden olabileceğinden elma, havuç, salatalık ve benzerleri rendelenerek kaşıkla verilmeli, fındık-badem gibi kuruyemişler ve taneli yiyecekler iyice ufalanmadan verilmemelidir.

Kaynaklar:

Gökçay Gülbin, Pediyatri, Beslenme 2010.

Sivri Serap,Beslenmede yenilikler,Katkı Pediatri Dergisi,2006.

 

Büyük çocuklarda günde üç kez den fazla sayıda sulu dışkılama ishal olarak kabul edilir. Yalnızca sık dışkılama, kıvam bozuk değilse ishal sayılmaz. Özellikle küçük bebeklerde beslenme şekline göre dışkılama sayısı değişir. Örneğin yeni doğan döneminde günde 3-5 kez dışkılama, kıvamı normal olmak koşulu ile normal sayılır. Bu sayı geçiş kakası döneminde ( 3-15. günler arası ) günde 8-10’u bulabilir. Bundan sonraki dönemde, ilk yaşın sonuna kadar, dışkı sayısı genellikle 2-3 tür. Ancak özellikle anne sütü ile beslenen sağlıklı bebekler bazen her emzirme sonrası az miktarda yumuşak kıvamda dışkılayabilir.

Yenidoğan ve süt çocuklarında ileri yaşlara kıyasla ishal daha kolaylıkla oluşur ve daha ağır bir gidiş gösterir. Bu yaşta ishal ile beraber sıklıkla kusmalar görülür, sıvı kaybı ve ağızdan beslenememe nedeni ile dehidratasyon ( sıvı ve tuz kaybı ) riski artar. Küçük bebeklerde su ve tuz dengesi iyi korunamaz, aşırı kayıpla akut dehidratasyon hızla gelişir.

İshalde beslenme:

v İshal tedavisinin ana ilkelerinden birisi, beslenmenin erken başlatılması ve anne sütü alan bebeklerde bu beslenmenin kesintisiz devam ettirilmesidir. Bu uygulama bağırsak yüzey dokusunun daha çabuk iyileşmesini sağlar, ishalde daha kısa sürede sonlanır.

v İshal süresinde iştahsızlık sıktır. Çocuk zorlanmamalı, besinler sık ve ufak öğünler şeklinde verilmelidir.

v Sadece anne sütü alan ilk altı ay bebeklerinde emzirme sıklaştırılır, aralarda alırsa kaynatılmış, ılıtılmış su verilir.

v Çocuk ek gıda alıyorsa, zorlanmadan yemeğe teşvik edilir, günde en az 6-8 kez yiyecek sunulur.

v Kısa aralıklarla enerji ve proteinden zengin, yumuşak, taze hazırlanmış, püre şeklindeki yiyeceklerden (beyaz peynir, haşlanmış yumurta, patates, yoğurt, yoğurt ile yapılmış az yağlı pirinç çorbası, ayran, tarhana çorbası, pirinç lapası, haşlanmış et, ızgara köfte, az yağlı pirinç pilavı, makarna gibi ) verilir.

v Elma, muz, şeftali püreleri verilebilir. Aralarda da su verilmelidir.

v Şekerli ve fazla yağlı yiyecekler ishali artırır. Çocuklara böyle gıdalar verilmez (Çikolata, bisküvi, pasta, hazır meyve suları, yağ, bal, reçel, pekmez.)

v İshalde hazır meyve suları ve kolalı içeceklerde verilmemelidir.

Çocuğu ishalden korumak için:

v Ona ilk altı ay sadece anne sütü veriniz.

v Çocuğunuza yiyecek hazırlamadan önce, altını değiştirdikten sonra ellerinizi mutlaka bol sabunlu su ile iyice yıkayınız.

v Biberon ve emzik kullanmayınız. Bebeğinizin yiyeceklerini kolay temizlenen cam veya porselen kaplarda hazırlayıp, kaşıkla yediriniz.

v Temizliğinden emin olmadığınız yiyecek ve içecekleri asla kullanmayınız.

v Çiğ sebze ve meyveleri temiz su ile yıkamadan yedirmeyiniz.

v Yiyecekleri ağzı kapalı olarak buzdolabında saklayınız.

v Pişirilmiş yiyecekleri oda sıcaklığında iki saatten fazla bırakmayın ve daha fazla süre kalanları da çocuğunuza yedirmeyin.

v Temizliğinden emin olmadığınız suları, kaynatıp soğutarak içiriniz. İçme ve kullanma sularınızı temiz kaynaktan temin edip, ağzı kapalı kaplarda saklayın.

İshalli çocuğun anne ve babasına öneriler.

v İshal su kaybı nedeni ile öldürücü olabilen bir hastalıktır. İshali olan çocuğunuza su ve sulu gıdaları her zamankinden daha sık olarak verin.

v Her sulu kakadan sonra, iki yaşından küçük çocuklara bir çay bardağı, daha büyüklere bir su bardağı, yukarıda belirttiğimiz sulu içeceklerden verin.

v İshali olan çocuğu aç bırakmayın, beslenmesine devam edin, az az ve sık sık besleyin.

v Anne sütü alan çocuğunuzu, daha sık aralıklarla emzirmeye devam edin. İshal geçtikten sonra, iki hafta süre ile bir öğün fazladan verin.

v Çocuğunuzu, ağız ve dil kuruması, bıngıldak ve gözlerin çökmesi, gözyaşı yokluğu, karın derisinin çekilip bırakıldığında yerine geç gelmesi veya gelmemesi gibi su kaybı belirtileri yönünden yakından izleyin.

v İshalli çocuğunuza, doktorunuzun önerisi dışında antibiyotik vermeyiniz. İshal kesici ilaçların çocukluk çağı ishal tedavisinde asla yeri yoktur.

Aşağıdaki durumlarda çocuğunuzu hemen bir sağlık kuruluşuna götürün.

v Aşırı susama veya su kaybı belirtileri varsa

v Çok sık ve fazla miktarda kaka yapıyorsa

v Tekrarlayan kusmaları oluyorsa

v Yeme ve içmesi bozulduysa

v Dışkıda kan varsa

v Yüksek ateşi varsa

 

İştah bir yemeğin zevkle, neşeyle ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağında ki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; Yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı zorlaştıran nezle-grip gibi hastalıklar çocuğun sofrada nazlanmasına neden olabilir. Ciddi birçok hastalık da iştahsızlıkla başlayabilir. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde yiyecek verirken onun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeğe zorlamanın hiçbir yararı yoktur. İştahla ilgili olarak ebeveynlerin bilmeleri gereken en önemli şey, çocukların bireysel farklılıklar gösterebildikleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.

Neler yapılabilir.

Bazı çocukların iştahlı, bazılarının iştahsız olması pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları, büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığın olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanı sıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.

İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir.

* Her şeyden önce çocuk sofrada yemek yemesi için zorlanmamalıdır, kendisine yetecek kadarını alacaktır, fazla ısrarlı olunursa, yediklerini çıkarabilir.

* Çocukların farklı büyüme dönemlerinde, iştahları da farklı olabilir, okul öncesi ve okul dönemi azalabilir ama ergenlik döneminde tekrar artacaktır.

* Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler, çikolatalar, cips vb. abur cubur gıdalar da iştahı azaltabilir. Ancak çocuk acıktığında, yemek zamanını beklemeden ona yemeğini vermek gerekir, ısrarla yemek zamanını bekletmek iştahının kaçmasına neden olabilir.

* Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve kendisinin yemek yemesine izin vermek doğru bir davranış olacaktır. Evi kirletmemesi ve çeşitli kurallara uyması için aşırı baskı yapılmamalıdır. Çoğu zaman iştahsızlığın altında çocuğun yemek yemesi için zorlanması ve baskıcı davranışlar olabilir, bunlar da yeme isteğini azaltabilir.

* Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır ağır yemesi karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmakta onun yemek yemesini zevkli hale getirebilir.

* Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri olan gıdaları bilerek oluşturulan yemek listeleri onların dengeli beslenmelerini sağlayacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında, alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri yemeklere karşı da daha olumlu yaklaşmalarına neden olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan gıdaları almasıdır.

*Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının kesilmesine neden olabilir. Büyüklerin üzüntüleri de çocukları etkileyebilir, bu nedenle yaşanan üzüntü ve sıkıntıları da çocuklara yansıtmamalıdır.

* Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz etkileyebilir, bu durum da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar da ilgi çekmek için yemek yemezler ve bu şekilde ailenin ilgisini üzerine çeken çocuk yemek yememeyi alışkanlık haline getirebilir. Diğer yandan küçük bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına, yemeğinin annesi tarafından yedirilmesini istemesine yol açabilir.

* Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırıyor olabilir. Yemek yemediğinde anne ya da babasının üzüldüğünü gören çocuk bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için bu yola başvurabilir.

* Yemek sırasında olumsuz ve rahatsız edici olaylardan söz etmek, onların yaramazlıklarını, hoşlanmadığımız yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak yada suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek sırasında rahatsız edici durum ve konuşmalardan kaçınmalıdır.

* Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her bitişinde çocuğu takdir etmek, onun yemek yeme davranışının pekişmesine yardımcı olabilir.

* Çocukların iştahını açmak için bir yolda, açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve dışarıda yapılan gezinti ya da oyun onların iştahlarının açılmasını sağlayabilir.

* Yemeklerin lezzeti ve iyi pişirilmiş olmalarının yanında çok sıcak ya da soğuk olmamalarına da dikkat edilmelidir.

* Yemek sırasında sofra kuralları ile ilgili uzun konuşmalar yapmamalı, uyarılarımızı tatlı bir dille yapmalıyız…

Sevgili anne ve babalar, sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim. Artık biliyoruz ki, genetik kodlarımızda yazılı olan, ebeveynlerimizden aldığımız hastalık özellikleri, ikizin tekini oluşturuyor.

Bizler de yanlış beslenme ve olumsuz çevresel faktörlerle ikizin diğer tekini kazanacak olursak, hastalık da kendini o zaman göstermeye başlayacaktır. Peki, astım ve alerjik hastalıklarda da öylemidir? Evet!

Şimdi nasıl korunabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz, bunları konuşalım.

Yazının devamını oku »

Sevgili Anne ve Babalar

Sizinle ilk sohbetimize nasıl başlayacağımı düşünürken,penceremden baktığımda dışarıda lapa lapa kar yağıyordu ve hava soğuktu.Bu bana yıllarca anne ve büyük annelerden duyduğum ateşlenen,öksüren çocukları için’ o kadar da sıcak tutuyoruz,nasıl üşüttük’ sözünü hatırlattı.Konuşmamıza da bu konu ile başlamak istiyorum.Şimdi sizlerin ‘Nasıl yani,üşüttüğümüzde hasta olmuyor muyuz?’dediğinizi duyar gibi oluyorum.Hayır,olmuyoruz.Halk arasında ‘üşütme’ olarak bilinen ve soğuğa maruz kalma sonucu vücut bağışıklık direncinin düştüğü,bunun da enfeksiyonlara neden olduğu inancının bilimsel bir temeli yoktur.İnsanın soğuktan elleri,ayakları hatta tüm vücudu da donabilir ki kutupları keşfedenlerin neler yaşadıklarını biliyoruz.Ama kendini ateş,öksürük,boğaz ağrısı,kulak ağrısı ve ishal gibi bulgularla gösteren enfeksiyon hastalıklarının nedeni soğuk değildir.Soğuk içecekler ve dondurmanın soğuğu da hastalık nedeni değildir.Dondurma ve buz mikrop içeriyorsa hastalık nedeni olur.Aksine Güney ve Doğu Asya’da fazla görülen ağız ve yemek borusu kanserlerinin nedeni çok sıcak yenilen ve içilen yiyeceklere bağlıdır.Bu arada, çayınızı ılık için dememe herhalde gerek yok.Yöremizde çok görülmeye başlanan kalın barsak kanserlerinde de turşu,ev yapımı konserve,tuzlamalar,sucuk,salam,saç üzerinde pişirilen yiyecekler,et tüketiminin artması ve en önemlisi mangal alışkanlığının fazla ,sebze tüketiminin az olmasının etkenler arasında olduğunu düşünüyorum .Her halde Üniversitemiz bu konuları araştıracak ve bizleri daha net aydınlatacaktır.Neyse konumuzu fazla dağıtmayalım ve bugün solunum yolu enfeksiyonları nasıl kolaylaşıyor ,buna göz atalım:

Yazının devamını oku »

Bu gün sizlere benimde çok benimsediğim ikiz teorisini anlatacağım.Ailemizde bulunan tüm olumsuz hastalıkların bize geçen genetik kopyaları ikizin tekini oluşturmaktadır.Beslenme ve çevresel faktörlerle kazandığımız olumsuzlukları da ikizin diğer teki olarak düşünmenizi istiyorum.Bu iki ayrı ikiz tekini buluşturduğumuz zaman hastalıklar ortaya çıkmaktadır.Şeker,astım,kalp ve damar sistemi,allerjik hastalıklar ve kanser gibi bir çok hastalık için genellikle geçerli bir teoridir.Bizlere , siz anne – babalara düşen görev beslenme ve çevre faktörlerini olumlu yönde değiştirerek ,ikizin tekini ,çocuklarımızla yaşamları boyunca buluşturmamaktır.Yapabileceklerimizi her konuda tek tek konuşup tartışacağız ama ben ön plana kanser hastalıklarında beslenme ve çevre faktörlerini aldım.Konuyu sizlere en yalın ,özet ve anlaşılır şekilde şıklar halinde vereceğim.

Yazının devamını oku »

Gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere göç eden insanlarda bir-iki nesil sonra kanser çeşitliliğinde artma görülmüştür.Bu artışta bize beslenme ve çevre faktörlerinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.Şimdi beraberce beslenmede önemli olan konulara yeniden dönelim.

Yazının devamını oku »

Ateş enfeksiyonlara veya enfeksiyon dışı nedenlere bağlı olarak,vücut ısısının normalin üstüne çıkması halidir.Normal vücut ısısı koltuk altında 37.4 C,ağız içinde 37.5 C,makattan 38 C,kulaktan 37.8 C nin altındadır.Bu değerlerin üstü ateş olarak tanımlanır.

Yazının devamını oku »

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın